![]() |
|---|
”MÜMİNLER YENİ TANIDIKLARI BİR KİŞİYE NİÇİN SON DERECE İLGİLİ VE SEVGİ DOLU DAVRANIRLAR?” Sevgi zorlamayla elde edilen ve diğer fiili hareketler gibi insanın iradesiyle oluşan bir duygu değildir. Ancak Allah'ın insanın kalbine vermesiyle meydana gelir. Bir insana sevgi duyulması için de onun mutlaka olağanüstü özelliklere, üstün kabiliyetlere sahip olması gerekmez. İnançlı bir insan, herşeydeki, herkesdeki iyi ve güzel yönleri en ince ayrıntısına kadar tespit edebilme, Allah'ın yarattığı güzellikleri sıradan insanlara göre çok daha hassas algılayabilme kabiliyetine sahiptir. Bu nedenle karşısındakinin iyi ve güzel yönlerini, gizli kalmış özelliklerini diğer insanlardan daha hızlı ve net bir biçimde görür ve ona göre davranır.
Karşıdaki şahıs henüz İslamiyeti yaşayan bir kimse olmayabilir, fakat kendisinde bulunan Kuran ahlakına uygun bazı özellikler (doğallık, samimiyet, temizlik, güzellik, zeka, sempatiklik, cana yakınlık, vs. gibi), ona karşı Müslümanların kalbinde doğal bir sevgi oluşturur. Bu insanın farkında olmadan taşıdığı güzel ahlak özellikleri de olabilir. İşte bu özellikler ona samimi bir sevgi duyulması için yeterlidir. Çünkü bütün bunlar aslında Allah'ın yarattığı güzelliklerdir. Bu yüzden gösterilen sevgi ve iltifat da gerçekte şahsın kendisine değil, Allah'a yönelik bir sevgidir. (İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur." (Ankebut Suresi, 25) İnsanların arasında sevgiyi engelleyen en önemli unsur kıskançlık ve kibirlenme duygusudur. Cahiliye toplumunda son derece yaygın olan bu duygular, insanın bir başkasının olumlu yönlerini görmesine ve bunlardan zevk almasına engel olur. Fakat iman eden ve dolayısıyla mütevazi olan bir insan kendisinin olduğu gibi karşısındakinin olumlu özelliklerini de doğrudan Allah'a isnad ettiği için, bunları takdir etmek ve övmekten geri kalmaz.
İşte bütün bunlardan dolayı müminlerle yeni tanışan bir kimse sokakta gördüğünden çok farklı bir ortamla karşılaştığını fark eder ve başlangıçta bu yeni ortamı biraz yadırgayabilir. Dışarıdaki insanların peşin hükümlü, saygısız, kaba, duyarsız, umursuz, çıkarcı, ikiyüzlü, alaycı, içten pazarlıklı, samimiyetsiz, yapmacık tutumlarını kabullenmiştir ve doğal karşılamaktadır. Bu nedenle, kendisine samimiyet ve içtenlikle yaklaşan, o ana kadar kendisinin bile fark etmediği güzel, olumlu yönlerini yakalayan ve onu bu yönleriyle değerlendiren insanlarla birlikte olmak o güne kadar hiç alışık olmadığı bir durumdur. Bu yüzden böyle bir ortamı ilk başlarda biraz garipsemesi ve aklına çeşitli soruların takılması da son derece doğaldır. Ancak cahiliye toplumunun üyeleri ile müminler arasında çok büyük bir fark olduğunu bilmeli ve akla gelen sorulara bu gerçek göz önünde bulundurarak cevap aramalıdır.
|
|---|
![]() |
|---|